FacebookTwitter

Bu ülkede ne kolay ki?

Sürekli can yangınları içerisindeyiz. Üzülüp kahrolduğumuz, sonra da hesabını sormayı sadece ateşin düştüğü yerde bıraktığımız can yangınlarımız.. ** Daha 1 yıl olmadı Soma’da 301 tane canı toprağın altında bırakalı. Hemen ardından Ermenek’te.. Geçmişte ise birçok yerde.. Yaşamak için çalışmaktan, çalışmak için yaşamaya terfi ettiğimizi! oralarda hatırladık.. Sonra.. Sonra unuttuk yine. Güvenlik önlemlerinin, tedbirlerin alınmadığı çalışma ortamlarında “işçi” olmak kolay mı? Diyelim ki bu madencilik işinin fıtratında var da diğer sektörlerde çalışma koşulları harika mı? Her dakika işten çıkarılma korkusu ile herşeye boyun eğmek zorunda kalınmıyor mu bu ülkede? İşsizliğin %11’lere genç işsizliğinin %20’lere ulaştığı bir ortamda yaşamını devam ettirecek bir iş bulmak için çırpınan yüzbinlerce genç yok mu? ** Ya çocuk olmak kolay mı bu ülkede?...

Hayat akıp gider…

OVP Tartışmanın Anlamsızlığı

2006 yılından bu yana ekonomi yönetimi Türkiye ekonomisi açısından gerçekleştirilmesi gereken hedefler ve bu hedeflere ilişkin yol haritalarının sunulduğu “Orta Vadeli Program” açıklıyor. Her sene düzenli olarak açıklanan programda ekonomi yönetiminin öncelikli politika alanları ve hedefleri kamuoyu ile paylaşılıyor. Bir Doğru, Bir Yanlış Raporun içeriğine girmeden önce iki hususun altını çizmekte yarar görüyorum. Birinci husus, bu tip planlar yapılmasının oldukça büyük bir önem taşıdığı hususu. Böylelikle ekonomideki tüm birimlere yönelik mesajlar veriliyor ve bu mesajlar ile birlikte hem ekonomi yönetiminin hem de diğer ekonomik birimlerin karar alma süreçlerinin daha fazla bilgi ile gerçekleştirilmesi sağlanmış oluyor. İkinci husus ise plan ve programların izlenmesine ilişkin. Eğer bu tip planlar ve programlar ortaya koyuyorsanız, bu programların, planların uygulama dönemlerinde...

Kolaysa..

Bazen insan kendini zor tutuyor. Doğu ve Güney Doğu’da yıllarca süren kavgada binlerce vatandaşımız hayatını kaybetti. Hepsini şehit ilan ettik. Trafik kazalarında her yıl binlerce insanımız hayatını kaybetti. Trafik şehidi ilan ettik. Soma’da Zonguldak’ta, başka yerlerde yüzlerce insanımızı yitirdik. Şehit oldular dedik. En son ülkemizin en gelişmiş! şehrinin, merkezi olan Mecidiyeköy’de, rezidans inşaatında 10 insanımız vefat etti. Daha otopsi yapılmadan, olayın nedenleri bile ortaya çıkmadan kaybettiğimiz insanları yeni Başbakanımız şehit ilan etti. — Davutoğlu’nun işi zor diyenlere bakmayın siz aslında bu ülkeyi yönetmek çok kolay. Hiçbir konuda sorumluluk kabul etme. Takdir-i ilahi, şehadet, kader demeyi unutma. — Yolsuzluktan bahsedene darbeci de, vesayet de. — Şehirler talan ediliyor diyene, bir iki İstanbul şiiri oku, bayılırlar....

Evrensel Standartlardan Tek Adam Standartsızlığına

Dün Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu El-Kaide bağlantılı IŞİD tarafından basıldı, çalışanlar rehin alındı. Son birkaç yıldır başımıza gelenleri bir bakış açısı “kader” diye açıklayabilir elbette ama ben kesinlikle tüm olan bitenin evrensel ilkelerden sapmış bir devlet yönetiminden kaynaklandığını düşünüyorum. Ve bu hal, içerde ve dışarda tüm politika alanlarında Türkiye’nin geçtiğimiz 10 yıllık kazanımlarının da hızla tükenmesine neden oluyor. Kısa kısa göz atalım. Demokratikleşme ve Güçler Ayrımı: Özellikle Avrupa Birliği sürecinin katkısıyla Türkiye demokratikleşme yolunda çok önemli adımlar attı. Herşeyin daha iyiye gideceğini ümit ettiğimiz, Yeni Sivil Anayasa’yı tartıştığımız hatta çalışmalarında bir hayli yol kat edildiği bir dönem yaşadık. Nitekim 2010 Anayasa Referandumunda halkın büyük bir kısmı bu konudaki çalışmalara destek verdiğini de gösterdi....

Uyuşturucu Etkili Bir Ekonomik Büyüme

Yerel seçimler aslında önemliydi. Yani kimin seçildiğinden ziyade, kentlerin kaderinin tartışılacağı, kim daha iyi şartlar sunacağını ifade edebiliyorsa ve kent yaşayanlarını ikna edebiliyorsa onun kazanacağı bir seçim olması önemliydi. Nitekim kent sakinlerinin, yaşam standartlarına sahip çıkmak arzusu “Gezi Parkı” olaylarının en önemli boyutuydu. En azından bu olayın ardından seçimin bu temel üzerine gideceğini ümit etmiştik. Ancak her konuda olduğu gibi, bu konudan da dış mihrak, darbe girişimi vs. gibi tepkiyi politize etme yollarını tüm siyasal taraflar başardık. Kasetler, faiz lobisi, vaiz lobisi, yolsuzluklar, dış mihraklar vs. derken sandığa giden büyük çoğunluk, seçimi siyasal varlıklarının devamı kavgasına dönüştürdüler. İronik olan da şu ki 2011 yılında yapılan genel seçimde yerel seçimden daha fazla “yerel” projeler tartışıldı. Marka şehirler...

Türk’ün Türk’ten Başka Dostu…

Yıllarca kendimiz söyleyip, kendimiz inandık. Yeri geldi bütün dünyanın bize düşman olduğunu, herkesin topraklarımızda gözü olduğunu düşündük. Nitekim tarihte herkesle karşı karşıya geldiğimiz zamanlar da olmadı değil. Ama öyle bakıldığında 2. Dünya Savaşı’ndan sonra da Almanların bütün dünyanın hala kendilerinden başka dostu olmadıklarını düşünmeleri gerekirdi. Ancak aynı Almanya, 2. Dünya Savaşı’nda karşı karşıya geldiği ülkelerin de içinde yer aldığı Avrupa Birliği’nin bugün onca krize rağmen bir arada durabilmesini sağlayan temellerden biri konumunda. Bu hafta Washington Post’ta okuduğum bir yazı bu kim kime düşman meselesini biraz daha düşünmeme neden oldu. Yazıda ABD’nin en negatif olarak algılandığı ülkeler arasında Türkiye, Filistin’den sonra 2. sırada yer almış. Konumuz ABD’yi sevmeli miyiz, sevmemeli miyiz olmadığı için bunun üzerinde...